Şifreyi Yenile

0 TL - 10.000 TL

Gelişmiş Arama

0 TL - 10.000 TL

Your search results
8 Kasım 2018

Ortaçağdan Yeni Çağa Denizcilik Tarihi

Ortaçağ Öncesi

Su üzerinde yolculuk yapmak isteyen ilk insanlar, hiç kuşkusuz, batmayan basit bir ağaç kütüğünden yararlandılar. Bunu dengelemek için, ya başka ağaç kütükleriyle birleştirip bir sal yaptılar, ya da içini oyup piragua biçimine soktular. Bu dönemde günümüzde de rastlanan üç tekne tipi doğdu. Şişirilmiş deri tulumlar, son yıllara değin Asya’da kimi ırmakları geçmede ve Arabistan kıyılarında balık avında kullanılıyordu. Peru kıyılarının caballito’su, sıkıca bağlı iri bir saz demetinden oluşuyordu; yüzebilen bu aracın bir ucu hafifçe yukarı kalkıktı. Titicaca gölü balıkçıları da bu tür yüzer araçlar kullandılar. Brezilya’da Recife bölgesi balıkçıları ise bunlarla 50 mil açıklara değin açılabilmekteydi. Kon-Tiki’nin Peru kıyılarından Okyanusya’ya dek gidebilmesi, bu salların açık denize dayanıklılığını kanıtlar•

Doğu. Mısır. Yunanistan. İ.Ö. 1500 yılına ait bir teb lahitinin bulunuşu, bir fenike gemisinin eskiye benzer bir yeni yapımını sağladı. Asur denizciliği üstüne hemen hemen tüm bilgi de iki alçak kabartmayla sınırlıdır.Bunlardan biri, odun yükleyen bir gemiyi (İ.Ö. 7. yy), öbürü, bir Sanherib kadırgasını betimler. Bunların yanı sıra bir de ziftle kaplanıp su geçirmemesi sağlanan kuffe adlı yuvarlak sepetler vardı.Bunlar Dicle ve Fırat nehirlerinde hâlâ kullanılmaktadır. Akdeniz dışına çıkmaktan çekinmeyen Fenikeliler ve Kartacalılar da hiç kuşkusuz iyi denizciydiler (Hannon’un uzun deniz seferi)Mısır denizciliğinde, tek parça piragualar ve papirüsten yapılma teknelerden sonra, IV. hanedan döneminden (İ.Ö. 3000) başlayarak ağaç gemiler kullanıldı, ilk gemiler Nil’den dışarı pek çıkmadılar; ama daha sonrakiler oldukça uzun yolculuklar yaptılar. Bunlardan kraliçe Haçepsut’un Punt ülkesine çıktığı sefer ünlüdür.

Deyr ül-Bahri yarında bulunan dev fresk bu seferi canlandırır.Yunanistan’ın erken arkaik döneminde, gemiler hem savaşlarda, hem de bunlardan ayrılmayan ticarî seferlerde kullanılıyordu. Daha sonra ticari gemiler (şişkin bordalı) ve savaş gemileri (uzun) ayrımı ortaya çıktı. Savaşta önce pentekontoroslar (50 kürekçi), VI yy.’ın ortalarından başlayarak da (en büyük donanma Sisam’lı Polykrates’in donanmasıydı) trieres’ler kullanıldı: bunların uzunluğu 36 m, genişliği 6 m, çektiği su 1 m, çektiği hava 2,20 m, yelken takımı 175 m2, kürek sayısı 170, mürettebatı 200 kişiydi. 3 kata dağıtılan kürek takımında 62, 54 ve 54 olmak üzere 170 kürekçi yer alırdı. Generaller, deniz savaşlarında düşmanın küreklerini kırmak, triereslerin mahmuzuyla teknesini delmek için taktikler geliştirirlerdi.

Bu çarpışmalar, çoğu kez düşman topraklarını yağmalamaya hedef olan çıkarmalar yapılmasıyla sonuçlanırdı (trieresler, bu amaçla epibates denilen denizci askerler ve okçular taşırdı). Klasik dönemde, en etkili yunan donanması, Atina’ya aitti. (Atina donanması, Laurion madenlerinin geliriyle, Delos birliği üyelerinin vergileri ve zengin yurttaşlara özgü trierarkhia ile finanse edildi.) Hellen döneminde, Rodos donanması deniz polisi görevini üstlendi; ancak korsanlar (lemboi adlı hızlı sandallardan yararlanmada ustaydılar) onların güvenirliliğini azalttı. Marsilyalı (bu kent o dönemde Yunan sömürgesiydi) denizciler, özellikle de Pytheas ve Euthymenes, Herakles Sütunları’nın ötesine uzanan yolculuklarıyla ün yaptılar.

Roma Denizciliği

Romalılar gemi yapımına çok erken bir dönemde başladılar. Kral Ancus Martius zamanında Ostia’yı sömürgeleştirmeleri ve decemvirlerden başlayarak, paralar üzerinde yer alan gemi pruvası resimleri bunun kanıtıdır. İlk sürekli donanma ve filotillalar Augustus tarafından yaptırıldı. Bunlar Miseno’da, Frejus’ta, Ren ve Tuna nehirlerinde görev aldı. Yunanlılar’a oranla yeniliğe önem vermeyen Romalılar, yine de özel gemiler yaptı; askeri birlikleri taşıyan actuaria, atları taşıyan hippago. Savaş filosu, triremisler’den, biremisler’den ve liburna denilen daha hafif gemilerden oluştu. Ticaret filosunda Yunanistan’da olduğu gibi daha çok şişkin bordalı gemiler vardı. Kimi ticaret gemilerinin oldukça büyük boyutlara ulaştığı sanılmaktadır. Aziz Paulus’un, kendi gemisi batarken güvertede 276 kişi bulunduğunu belirtmesi bunun bir kanıtıdır. Amiraller praefectus, komutanlar ise trierarkhos, navarchus ve centurion unvanlarını taşırdı.

İskandinav Denizciliği

Vikingler erken dönemde açık denizlere açıldılar. Kızıl Erik, İzlanda’ya çıktıktan sonra, X. yy.’ın sonlarında, Grönland’a kadar ilerledi. Diğer Viking denizcileri Amerika’nın bulunuşundan çok önce, büyük bir olasılıkla Labrador’a kadar gittiler. Daha sonra Akdeniz ve İtalya’ya gelerek Sicilya’da bir Norman imparatorluğu kurdular, İrlanda’yı ise üç kez fethetmişlerdi.Dört Danimarka prensi İngiltere’de hüküm sürdü. Fransa krallığı, Viking korsanlarından, ancak Normandiya’yı onlara bırakarak kurtulabildi. İlk İskandinav teknelerinin ıskarmozlarının ağaçtan yapıldığı ve hayvan derisiyle kaplandığı sanılmaktadır; Hıristiyanlığın başlarında ve belki de daha önce, Viking marangozları gemilerini tümüyle ağaçtan yapıyorlardı. Viking şeflerinin gemileriyle birlikte gömülmelerini gerektiren eski bir görenek nedeniyle geçen yüzyılda mezar höyüklerinde yapılan kazılar sırasında belli sayıda gemi kalıntısı bulundu.Böylece özellikle Gokstad ve Oseberg’de de oldukça iyi korunmuş Viking gemileri (drakar) gün ışığına çıkarıldı.

Ortaçağ ve Yeniçağ

Ortaçağ’da ve Yeniçağ başlarında denizcilik. Kraliçe Matilda’nın duvar halılarına göre, Kuzey’de doğrudan Viking gemilerinin devamı olan, daha ağır ve daha şişkin bordalı gemilerin yapıldığı sanılmaktadır. Başlıca kıyı kentlerinin, özellikle de Sandwich (1238), Dover (1284) ve Poole’un (1325) mühürlerinde de aynı tür gemiler yer alır. Bu gemiler uçlarına geçici üstyapılar eklenmiş drakarlardır; bu eklentiler o dönem savaşçılarının sahip olduğu güllelerle iyi atış yapabilmek amacıyla düşmana daha egemen olmayı sağlardı. Sonradan bu üstyapılar tekneyle birleştirildi; önde ve arkada, kasara adıyla barınak olarak kullanıldı.

Her zaman dümen işlevi gören kıç küreğinin yerini, XIII. yy.’da gemi eksenine takılan dümen aldı. Gemiler boyut bakımından büyüdü, ama her zamanki gibi tek yelken direği vardı. Bu direğe çekilen kare biçimli dev yelken nedeniyle manevra yapmak güçtü. 1418’de, İngiltere kralı Henry V. Bayonne’da net uzunluğu 55 m olan, Harry Grâce Dieu adlı iki direkli gemiyi yaptırdı. Hansa birliğinin cogghe denilen yuvarlak bordalı, kısa gemileri belli yüklere göre inşa edilmişti. Bunlar bordası tam şişkin, hız kaygısıyla yapılmamış, rüzgârı arkadan aldığı sürece iyi giden gemilerdi.

Akdeniz’de gemilere genellikle nave adı verilirdi. Bunlar, bordası tam şişkin, uzunluğu genişliğinin 2,5-3 katı, kimi zaman da daha fazla olan gemilerdi. Deniz arkeologu Jal, Saint Louis tarafından yedinci haçlı seferi için kiralanmış bir Venedik gemisinin kira sözleşmesini buldu. Roccaforte adlı bu geminin net uzunluğu 36, genişliği 13 metreydi. Eksiksiz iki güvertesi vardı, iki katlı kasaralar baş ve kıç bodoslamasının üstünde pek çok çıkıntı taşıyordu, iki kıç küreği dümen işlevi görüyor, donanımı her biri latin biçimi arteneli birer yelken taşıyan iki direkten oluşuyordu. Yazar Joinville, Saint Louis’yi Filistin’den getiren ve bordasında 800 kişi bulunan bir nave’den söz eder. Ancak o dönemde, hiç kuşkusuz Aslan Yürekli Richard’ı haçlı seferine götüren üç direkli nave gibi daha büyük gemiler de vardı. Rönesans döneminde, denizciler ve gemi yapımcıları, çoğu kez kendi zararlarına da olsa denge kurallarını öğrendiler.

16. yy.’da su üstü bölümü çok yüksek olan, yüksek bordalı gemiler yapıldı. Denizde top kullanımı yaygınlaştı ve kasaralar en çok sayıda topu yerleştirebilecek biçimde yükseltildi. Dönemin tüm gravürlerinde bu tür üç ve dört direkli gemilere rastlanabilir. Kerreke, büyük bir yük gemisiydi; ilk kez 15. yy.’da İtalya’da yapıldı, Portekizliler Hindistan ticaretinde bu gemilerden büyük ölçüde yararlandılar. Kalyon, adını İspanya’dan ve altın filolarından aldı; aynı zamanda bordası en büyük tekne tipiydi. Hulke’ler Hollanda yük gemileriydi; aynı işlevi Akdeniz’de marsillane’ler yerine getirdi. Portekizlilerin yaptığı karavelalar ise keşif yolculuklarında kullanıldı. Bunlar, yalnızca arteneli Latin yelkenleri taşıyan latina karavelaları ve mizana direğinde kare biçiminde yelken bulunan redonda karavelaları olmak üzere iki çeşitti. Orta büyüklükte gemiler için genellikle otuz metrelik bir uzunluk benimsenmişti.

Ama, kuşkusuz çok daha büyük gemiler de vardı. Yazar P. Fournier, le Havre limanında yapılmış dört güverteli Carracon’u anlatırken mürettebatı 1500 kişiyi geçen Portekiz kerrekelerinden söz eder. İngiliz J. Charnock bunlardan birinin yedi güverteli, 32 toplu ve 1600 ton yük taşıyabilir olduğunu söyler. Ancak taşınabilen yük tutarları ve tonilatolar konusunda yine de kuşku vardır; çünkü o dönemde gemilerin yük tutarlarını ölçmede kullanılan yöntemler bugünkülerden çok değişikti. İngiliz gemilerinin tonilatoları genellikle ton burden olarak verilmişti; bu ölçü birimi aşağı yukarı 500 kiloluk şarap fıçısına karşılıktı. Ama “ton burden” giderek üçte bir ya da dörtte bir oranında artırılırdı ve ticari eşya söz konusu olduğunda tun and tunnage biçimini aldı.

Bu durumda, istif sırasındaki yitim, fıçı yitiminden daha az olmaktaydı. Oysa dönemin İngiliz yazarları, hâlâ karışıklığa yol açan bu ayrıma pek değinmeden iki deyimden birini kayıtsızca kullandılar. Bu büyük gemilerden başka, çok sayıda küçük savaş gemileri, kabotaj gemileri ve her tipte balıkçı tekneleri vardı. Bunun yanı sıra kadırgalar Akdeniz’de yalnızca savaş gemisi değil, ticaret gemisi olarak, özellikle de Venedikliler tarafından kullanılmaya devam edildi. Venedikliler İngiltere’ye dek uzanan düzenli hatlarında bunlardan yararlandılar Southampton’da 1532’ye dek kadırgalara rastlandı.

Kadırga Denizciliği

Antik çağların kürekli gemilerinden başlayarak, Akdeniz’de küreğin itici güç olarak kullanılması devam etti. Venedikliler, Akdeniz ve Atlantik’te ticaret hatlarının düzenliliğini rüzgârlara bağlı kalmadan sağlamak için, boyu 50 metreyi geçen 150 kürekçi tarafından yüzdürülen kadırgalar, ya da her kürek oturağında üç kürekçinin oturduğu ve birer kürek çektiği küçük kadırgalar yaptı. Bu zenzile biçimi kürek çekmeydi. Ama daha sonra bunun yerini scaloccio tipi kürek çekme aldı; bu yöntemde birçok kürekçi bir tek küreğe asılıyordu. Büyük yük kadırgalarının yanı sıra, Venedik, sotile ya da subtile denilen savaş kadırgalarını denize indirdi; onu diğer Akdeniz ülkeleri izledi. Barras de La Penne’in elyazmasına (1697) göre, Fransa kralının kadırgaları net uzunluğu 51 m ve genişliği 8 m idi. 12 metrelik 51 küreği vardı (kadırgaların iskele tarafındaki bir kürek mutfağa yer açmak için kaldırılmıştı); her biri 5 kişi tarafından çekilirdi. Kadırgalar, her birinde birer arteneli yelken bulunan iki direkli gemilerdi.

Geminin baş bölümünde, omurga üzerinde toplanmış topların sırası şöyleydi: ortada 36’lık bir top (coursier), onun iki yanında 8’lik birer bâtarde ve 6’lık birer moyenne yer alırdı. Bu beş topun atabileceği toplam güllenin ağırlığı 25 kg’dı. Kadırgalar çoğu zaman rampa çarpışmalarına da giriyordu; ama gemi boyutlarının büyümesi bunu gitgide güçleştirdi. Çektiri tipi kadırgaların borda silah donanımı güçlendirilmeye çalışıldı. Bunların yan bölümlerine konan toplar İnebahtı deniz savaşı’nda önemli bir işlev gördü. Ancak çektiri kadırgalar, küreklerle hızlı biçimde yol alabilmek için çok ağır kalınca, kısa sürede bir yana bırakıldı. Fransa’da Krallık kadırga birliği 1748’de ortadan kaldırıldı. Brigantin, küçük kadırga, firkateyn, şebek (sonuncular özellikle korsanlar tarafından kullanıldı) gibi pek çok küçük gemide temel ya da yardımcı yüzdürme aracı olarak kürekten yararlanıldı.

Kategori: Denizcilik

Yorum Yaz

Your email address will not be published.

  • Gelişmiş Arama

  • Reset Password